top of page

Waiting for the Miracle

  • Yazarın fotoğrafı: Hilal Çelik
    Hilal Çelik
  • 1 Oca 2020
  • 5 dakikada okunur


Diğer melodramcılar gibi yeni yıla güzel dilekler ve yarısından çoğunu asla gerçekleştiremeyeceğimiz sözler vererek vakit harcamak istemiyorum. Ama bu yıl ne öğrendim diye düşündüm az önce 6 katın penceresinden uçsuz bucaksız sisli orman manzarasına bakarken. Bu hikayenin en üzücü kısmı bu an olmalıydı. Ama yol aldığımı biliyorum bir şekilde.


Bu yıl her şeyden önce aşkın ve sevginin ne olduğunu öğrendiğim için kendimle gurur duyuyorum. Bu yazıyı başka bir şekilde yazıyor olsaydım yüksek ihtimal ‘bir kez daha’ derdim aşkla ilgili. Oysa artık biliyorum. ‘Bir kez daha’ olmadı hiç. ‘Bir kez’ oldu. Yine başka bir şekilde olsaydı bu yazıda bu konu için uçurumdan atlamak ya da intihar etmekle bağdaşık cümleler kurardım. Ama öyle değil. Ben bu yıl öğrendim ki, hayat bize sınırlarını göstermekten hiç vazgeçmiyor. Artık sitem etmeyi bırakmayı ve yaşadığım her saniyede gülmem gerektiğinin ne kadar önemli olduğunu gördüm. Gülüşümün ne kadar güzel olduğunu düşündüğümü söylemek kulağa biraz narsistçe gelse de, ortodonti için ödediğim paranın hakkını vermem gerektiğine inanıyorum her şeyden önce.


Ve dürüst olmanın önemini..

Önce kendime, sonra geri kalanlara. Kaçmadan saklanmadan.. Kendimi rezil etmekten korkmadan. Uzun süredir içimde sorguladığım şeyler önce çözülmesi imkansız görünen düğüm yumağına dönüştü, sonra da bir şekilde akıp gittiler içimde.


Sonra hatırladım. Geri kalan her şeyin ve herkesin kendi yaşamımın bir figüranı olduğunu. Bundan yıllar öncesinde hayatımın bir tiyatro sahnesi olduğunu düşünürdüm. İnsanların bana öğreteceği bir sürü şey vardı ve ben de sevgiye tutunduğunu düşünen, aslında sevgiye aç travmatik bir kız çocuğuydum bütün sıfatlarımdan önce. Herkes için böyle değil miydi zaten?


İnsanların düşündüğümden de bencil olabileceğini öğrendim bu yıl. İnsanların düşünmekten ne kadar yoksun olabileceklerini.. Herkesin olaylara kendi çemberleri içinden baktığını ve kendi çemberlerini kırmamak için herkesi harcayabileceğini mesela. Ben dahil. Aramızdaki fark ise vicdandı. Geçenlerde Merve’ye sorduğum soru gibi. Yoldan geçen bir insan, belki düşman gördüğünüz biri ya da geçmişte kalbinizi gerçekten kırmış olan birileri, ya da öylesine biri dahi olsa.. Bir gün sizi aradığını ve iyi olmadığını, sizinle konuşmaya ihtiyacı olduğunu söyleseydi, onunla buluşur muydunuz? Eskiden olsa polyannacılığımla “Evet.” derdim. Herkes buna evet der. Bu yıl öğrendim ki.. En yakınlarımızdakiler en uzakta aslında. En değer verdiklerimizin bir yabancıya dönüşmesi için birkaç saate ihtiyacımız var sadece. En değer verdiklerimiz yanlarında sadece bir anlığına gözlerimizi kapamamızı bekliyor, yalan söylemek ve yüzlerindeki o mide bulandırıcı maskeleri çıkarmak için.


Ve yine ilginç bir şekilde herkes bundan şikayetçi ve herkes başkalarını suçluyor her fırsatta. Kardeşimi kaybetmiş olmam romantik bir hikaye değildi. Ve keşke o gece Müge’nin içimi ferahlatabilecek kelimeleri olsaydı ama en gerçeğini söylemişti bana. Cenazeye gelen diğerlerinden farklı olarak. Bu yıl öğrendim ki, kimse acınızı paylaşamazmış. Anlaşılmaktan ya da hissetmekten bahsetmiyorum bile. Abimin cenazesine hiçbir sebebi yokken gelen bir arkadaşım yine hiçbir sebebi yokken kendinde onurlu bir hak görerek beni öteleyebiliyordu. Ve bunu benim şu hayatta en sevdiğim iki insandan biri aracılığıyla yapıyordu.


Söyledim ya.. Olurdu öyle şeyler, biz uçuşu hatırlayalım. Kimseye kızmadım, yine kendimden başka. Belki bıraksam kendimi aylarca yıllarca acı çekebileceğim bir konu bu aslında. Ama bu yıl bir şey öğrendim ben. İnsanlar resimlerden ibaret artık. Ve artık nasıl bu hale gelebildik kısmıyla ilgilenmiyorum nasıl olduysa. Bu yıl öğrendim ki, en yakınlarımıza açtığımız yaralarımız en yakınlarımız tarafından açılan yaralara dönüşmek zorunda kalıyor bir gün. Ve en çok o yaralar acıtıyor, en afili izleri de onlar bırakıyor sanırım.



Uzun uzun çöp poşeti edebiyatı yapmayacağım. Çünkü konu bu değil. Konu kimseye güvenmememiz gerektiği değil. Ya da konu her şeye rağmen herkese güvenmemiz gerektiği ve ayakta kalmaya çalışmamız gerektiği de değil aslında. Konu sadece insanların ne kadar şerefsiz olabileceği.. Bu yüzden bu yıl öğrendim ki, birbirimizi kollamamız gerekirdi.. Önemli nüans ise, bunu sadece kendimiz için yapmamız gerektiği. Bu yıl öğrendim ki, önce kendimi korumam değilmiş gerekli olan. Ya da bütün bu milyonlarca varoluşsal savaş içerisinde önce insana insan olarak değer vermek ve sevmekle ilgiliymiş. Anıları, hatıraları ve bütün etik kurallarını yok sayarak. Anı yaşamak dediğimiz mottoyu çok yanlış anlıyoruz sanırım.


Bu yıl öğrendim ki, insan dediğimiz bir çiçek gibi.. Öyle günler geliyor ki hayatta yıllarca mineralleriyle vitaminleriyle beslendiğin aile dediğin, tutunduğun ya da reddettiğin o toprak parçasından kopartabiliyor hayat seni. Süt kadar naif köklerini büyüttüğün ışıldadığın iklimler değişiyor. Her şey değişebiliyor. Bazılarımız şanslı oluyoruz, köklerimizi de alıyoruz yanımıza, başka bir toprakta yeşerebileceğimize olan inancımız güçlü.. Bazılarımız gövdemizden koparılıyoruz ve ince belli bir çay bardağında gerçek bir güneş ışığı bile almayan bir odada mineralsiz bırakılıyoruz. Bazılarımızı linç ediyor hayat…


Her şeyden önemlisi, bu yıl öğrendim ki, bunu birbirimize biz yapıyoruz aslında. Bu yıl defalarca haykırdım insanların yüzüne. “Çok kabasınız biraz etrafınıza bakın.” diye. Ama her seferinde gördüm o boş bakışları. Yani bu yıl öğrendim ki, insanların da bir vakti varmış. Vakti gelmeden kimse anlayamıyor gerçeği. Nasıl sevmiş olduğunuzu, nasıl ihtiyaç duyduğunuzu ya da aslında felaketinizi avcunuzun içinde tuttuğunuzu gördüğünüzü. Bu yüzdendi görmediğimiz bir şeye olan inançsızlığımız belki de. Ama bu yıl öğrendim ki göremediklerimize olan inançsızlığımızla görmeye hazır olmayışımız arasında güçlü bir bağ vardı aslında.


Bu yıl öğrendim ki, bu zamana kadar öğrendiğim her şey devasa bir yalandan ibaret olabiliyormuş hayatta. Doğru bildiğiniz her şey tersine dönebilirmiş ve siz daha olayın travmatik boyutunu zihninize enjekte etmeye çalışırken asıl o ihanet duygusuyla savaşmaya çalışırken yenik düşüyormuşsunuz. Tıpkı bir kanser gibi.


Bu yıl öğrendim ki, insanları ayakta tutan boş vaatler, sevgi sözleri ve tutamayacaklarını bildikleri sözlermiş kafamın içinde ara ara yankılanan. Bu yıl uzun uzun bu konu hakkında bir çok soruyu cevaplamaya çalıştım zihnimde. Ve bu yıl öğrendim ki, bazı soruların asla bir cevabı olmayacakmış. Bazı insanlaraysa ne anlatsanız boş kalacakmış. Ve bazılarına altın semer de vursanız yine aynı kalacaklarmış, üstelik etraflarına da bulaştıracaklarmış sığlıklarını o ışıltılı görünen samimi vakitleri karşılığında. Bazıları ise bu kadar satılıkmış işte. Bu yıl öğrendim ki, canımın bu kadar acımış olmasının sebebi de ucuz bir ağda bandı gibi üzerimde yapışıp kalanlarmış.


Bu yıl öğrendim ki, çok güzel seviyormuşum ben. İncitmeden, örselemeden, koparmadan kimseyi ait olduğu topraklardan.. Eğilip dakikalarca, saatlerce ne kadar zarif olduğunu düşündüğüm bir çiçek gibi yine. Ama bu yıl, bir daha asla sevdiğim için bedel ödememem gerektiğini de öğrendim. Ortada bir bedel varsa her zaman hata da varmış çünkü. Ve bu yıl en çok şunu öğrendim. Hatalarımı kucaklayıp bağrıma basmam gerekiyormuş. Sonra şöyle söyledim kendime… Sen gerçeksin Hilal. Ve mütevazi olamayacağım, yanlışlıkla çirkin olan bir şeyi sevmenin bedeli de çok güzelmiş. Akıttığım her damla gözyaşı için kendimle o kadar gurur duyuyorum ki, biliyorum böyle birini sevebilmeyi başardıysam hazır olduğumda içimdeki bu kapatamadığım boşluğa bir yer bulacağım bir gün mutlaka. Bulamazsam da canım sağolsun. Uçuşumun her saniyesini gülümseyerek hatırlıyorum, yüzümde serseri bir gülüşle. Kimsenin sahip olmadığını bildiğim.


Bu yıl öğrendim ki, bazı günler gerçekten diğerlerine göre daha zor oluyormuş. Bazen önünü alamadığımız bir fırtına içinde kalabiliyormuşuz ya da kendimizi o fırtınanın içine kendi ellerimizle bırakabiliyormuşuz şuursuzca. Ben bu yıl durdurmak istediğim kötü düşünceleri durdurabilmeyi öğrendim. Her şeyden önemlisini kendimi her şeyin önüne koyabilmeyi, ve gerektiği yerde her şeyimi kaybetme pahasına omuzlarımı dikleştirip karşı koymayı..


Bu yıl kök salmak istediğim yerin İstanbul, Ankara, Eskişehir ya da Toronto değil, bir insanın yüreği olduğunu zaten bildiğimi öğrendim. Aile olmanın ne kan bağıyla ne de sevgiyle olabilecek bir şey olduğunu. Bazılarımız kaderle ve kederle bağlı kalırmış birbirine, öyle… Bazılarımız da mevsim yaprakları gibi dökülüp giderlermiş güz sonunda.. Oysa dedim ya, vaktinde ne kadar güzel olduğunu da bilirmişiz.. Yeni bir baharda diye söz verdiğimiz yine kendimiz oluyormuş her seferinde. Nereye ait olduğun, nerede yaşamak istediğin değilmiş önemli olan. Hayat seni bir yerlere sürüklemeye devam ederken, elinden tuttuğun kişiymiş evin, yurdun, ailen. Bu yıl öğrendim ki birini sevmek, ona ne kadar kırıldığından, onunla ne kadar mutsuz olduğundan ve ne kadar inandığından bağımsız ellerini bıraktığında bile ona ait bilmekmiş kendini. Bu yıl öğrendim ki, aşk siz bitti demeden bitmiyormuş gerçekten. Zaten bitebilen bir aşkın gerçek aşk olmadığını öğrendim ve kabul ettim bu yıl.


Bu yıl öğrendim ki, insanlar yüzüstü bırakıp gittikleri sevgilerini, emeklerini hiçbir şey olmamış gibi pazarlayabiliyorlarmış alıcı gözlere. Sanki giderken bunca yıl koynunda uyuttuğu kadını elleriyle ittirip gevşek gevşek gülerek hakaretler savurmamış gibi. Bu yıl öğrendim ki, kalbimi birinin ellerine verirken güzelce sarıp sarmalamalıymışım bir daha ki sefere, canları istediğinde sadist düşüncelerini çıplak etim üzerinde kullanmasınlar diye.


Sonra, isim etiketimi kalbinin oradan sildim ben de. İronik oldu.


Bu yıl sevgi üzerine çok öğretici oldu benim için. Dürüstçe söylemem gerekirse bazen zorlansam da, kendim için hep kötü kararlar da almış olsam, sevdiğim adam için her şeyi yaptım. Kendimi feda ettim ve sonra uykumdan uyandım.

Teşekkürler 2019.

İlham vericiydin.


H.









 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


  • White Facebook Icon
  • White Twitter Icon
  • White Instagram Icon

© 2016 by Hilal Çelik. Proudly created with Wix.com

bottom of page